dün, Latin Amerikalı, Afrikalı, Asyalı Ortadoğuluydum.. su gibi azizdim, Nil kadar coşkun ve olduğum kadar ‘yerli’.. bugün, petrol kadar neftî kurşun gibi ağır elmas kadar kanlı Lût gibi acılı Akdeniz kadar tuzlu yersiz yurtsuz...
Nasıl anlatabileceğim sana lili, ne ad vermeli, ne demeliyim ki hâlime?! Heybende yığınla soruyla avare dolaşıp dururken, bir tekine olsun bir karşılık bulamamak ne kötü,...
sizin, şehrin damarlarından çektiğiniz şehvet düşleriniz, pervâsız öpüşlerinizden pul pul dökülen yaldızlarınız vardı bizimse buzdan yalnızlıklarımız.. el değer, göz değer, söz değer diye sere serpe saçlarınıza ve teninize yaz izi kapatırdık gözlerimizi.. her...
...tanrı göğüne ermeyen.. nezir sen, kırk kapının kovulmuşu!.nice yangından sağ çıkıp, şefkat bildiğin eşiklerde konaklatılmayacaktın; yasaktı sana serin sular, yoktu yazgında, aldandın!.aldanışların yakıcılığı ağırdı..şefkat beklediğin kapılardan...
dünyanın merkezi dedikleri şehirde, kuş uçurtmadıkları görkemli kapitolün tepesinde, en coşkulu “dünya barışı(!) zirvesi”ydi.. kararlar alınıp kutlama yapacaklarken tam aynı anda, Tacitius, koşarak gelip, varoştan “ıssızlık yarattıkları yerde...
kelimeler katilimiz..en çok da kaçtığımızda peşimize düşerler.. amansız takiptedirler; buldukları yerde kıyıverirler kalbinize, akıtıverirler kanınızı. en iyisi teslim olmak; çünkü birer usta tetikçi oldukları kadar, iyi birer...
bir ayrılık ânının hüznünü demeler niçin bu kadar acelecidir ve şu ayrılıklar için bütün vakitler niye böyle hep dardır?! vedâlara yaklaşan söz, söylenip de bir an evvel...
(artık tüm zamanlar moderndi..gemden, eğerden azâde en özgür ruhlar bile artık evcil, en başına buyruk dağ/lı/lar bile artık sosyaldi.. esirdiler şehre..çöplükleri bile zaptedilmiş metropolün en ünlü...